24 Ekim 2025 Cuma

64. Yıl Kapısında: Bir Ömrün Birikimi ve Dünya Sahnesindeki Yeni Perde

 

64. Yıl Kapısında: Bir Ömrün Birikimi ve Dünya Sahnesindeki Yeni Perde

(24 Ekim 2025 Perşembe, Saat 15:10...)

 

O İlk Nefes ve Yeni Bir Eşik

Bugün, takvimler yine o özel anı, 24 Ekim’i gösteriyor. 64 yıl önce bugün, saat 15:10'da başlayan o dünya yolculuğunun yeni bir eşiğindeyim. Geçtiğimiz yıllarda da yazdığım gibi, doğum günleri sadece pastadaki mum sayısı değil; varoluş amacımızı sorguladığımız, ruhumuzun neden bu bedeni seçtiğini hatırladığımız bir durak.

Her yıl, bu gün, elimde olmadan "Neden Dünya'ya geldim? Amacım Ne?" gibi o kadim sorular tekrar canlanıyor. Bu yıl 64... Artık biliyorum ki cevap, sürekli yolda olmakta, sürekli aramakta gizli.

Bedende Yaş Almak, Ruhta Genç Kalmak

64 yıl, bir bedenin geçirdiği büyük bir dönüşüm demek. Kızılderili atasözünün dediği gibi: "Vücudun senden izin almaksızın yaşlanır, Ruhun ise sen izin vermedikçe yaşlanmaz!"

Bedenimiz, dünya sahnesinde rol aldığımız bu süreçte eskise de, ruhumuzdaki merak, keşfetme arzusu ve adalet duygusu hiç dinmiyor. Yaşlanmak, bıkmak ya da yorulmak değil; sadece daha seçici, daha derin ve daha odaklanmış olmayı gerektiriyor. Bu yaş, sadece geride kalan anıları değil, aynı zamanda ruhun süzgecinden geçmiş bilgeliği de kutluyor. 64, daha yüksek bir frekansta düşünme, daha sakin bir gözle gözlemleme yaşı.

Gözlemci Olmaktan Eylem İnsanı Olmaya

Geçen yıllardaki yazılarımda, ülkenin ve dünyanın hallerine dair derin eleştirilerde bulundum. "ADALET ÖLDÜ" diye haykırdığım, "Felsefi Zombi" kavramıyla uyutulmaya çalışan toplumu irdelediğim zamanlar oldu. 64 yıllık birikim, bana sadece gerçeği görmeyi değil, aynı zamanda gördüğüm karşısında susmamayı da öğretti.

Artık biliyorum ki, yaşımız kaç olursa olsun, bir aydın ve bir birey olarak toplumsal sorumluluğumuz devam ediyor. 64. yaşımda niyetim; sadece yazmak değil, yazdıklarımla ve okuduklarımla çevremdeki etki alanını daha da genişletmek. Adaletin, vicdanın ve liyakatin gölgelendiği bu çağda, bize düşen fener olmaktır. Bu amaçla beni etkileyen kitaplardan seçtiklerimi okuduğum yayınları paylaşmaya karar verdim.

64'ün Yeni Niyetleri: Devam Eden Yolculuk

Her yeni yaş, bir milat, yeni bir başlangıçtır. 64. yaşımda da niyetim çok net:

Öğrenmeye Devam: Ruhumun merakını besleyecek yeni konular, yeni kitaplar ve yeni deneyimler peşinde koşmak

Daha Çok Yazmak: Bu blog sayfasını, yalnızca kişisel bir günlük değil, aynı zamanda düşünce ufkumu paylaştığım, tartışmaya açtığım bir kürsü olarak daha aktif kullanmak.

Daha Çok Okumak ve Paylaşmak ; Okuduğum ve paylaşmak istediğim kitaplardan bölümleri ve kitapları paylaştığım sayfaları daha aktif  olarak kullanmak.

Daha Çok Seyahat; Dünyada yeni ülkeler, yeni kültürler keşfetmek için daha çok seyahat etmek.

Anı Yaşamak: Geçmişin muhasebesinden ve geleceğin kaygısından sıyrılıp, bu 'anı'n değerini bilmek.

Bu yolculukta beni yalnız bırakmayan, yazılarımı okuyan, düşündüren ve eleştiren tüm Sevgili Dostlarım'a gönülden teşekkür ederim. Sizin varlığınız, bu 64 yıllık macerayı daha anlamlı kılıyor.

Hayat, tüm zorluklarına rağmen, hâlâ büyük bir hediyedir.

64'e, yeni bir sayfa açarak, merakla ve umutla merhaba!

Beril Ötügen Savun

24.10.2025

23 Ekim 2024 Çarşamba

 Bugün  Benim Doğum Günüm,

Dünyada varolduğumuz ilk günü kutluyoruz doğum günümüzde..

63 yıl önce bugün saat 15:10 da başlayan dünya seyahatime her gün, her an öğrenerek devam ediyorum.

Hayat aslında kolay olmalı, onu zorlaştıran bizleriz. Yaptıklarımızla, korkularımız ile hayatı zor olarak yaşıyoruz. Ne yazık ki insan kolay olanı görememekte, görse de anlamakta zorlanmakta.

Beklentisiz olmalı hayat zor olsa da, doğru yerde doğru zamanda olmalı, aramamalı, geleni kabul etmeli, gelen her ne ise hayrına olduğunu düşünmeli. Hayatın bize getirdiklerine güvenle bakarak hiçbir şeyin tesadüf olmadığını, yaşanan acı-tatlı her olayın yaşanması gerektiğini, almamız gereken dersler olduğunu ve bir amacı olduğunu farketmeliyiz. 

Hayat sahnemizde bazı insanlar bir süre bize eşlik ediyor, sonra yanımızdan yürüyüp geçiyor. 

Bazıları ise bizimle birlikte yürüyor, biz duraklasak, yorulsak, pes etsek bile tutuyor elimizden ve yolumuza devam etmemizi sağlıyorlar.

Bazı insanlar ise bize önümüzdeki hedefleri gösteriyor, güç ve destek veriyor varlıklarıyla ve başarılı olmamıza yardımcı oluyor.

Bugün benim doğum günüm..geçmişte bıraktığım 63 yıl var. Mutlu, umutlu, çoşkulu, ışıklı yıllar... hayal kırıklıkları, hayalleri özlemler, ayrılmalar, kavuşmalarla dolu yıllar..

Kahkahalarla, gözyaşları ile geçen yıllar, paylaşarak güzelleşen yıllar, zamana, hayata, koşullara direndiğim, başkaldırdığım, isyan ettiğim, mücadele ettiğim yıllar.. Bazen yorulduğum, içime kapandığım sonra yeniden ayağa kalkıp kaldığım yerden yürümeye başladığım yıllar, ölümün acısına tanık olduğum yıllar...

Geçmişe takılıp kalmadan, bugünü yaşamamı hatırlatan anılar...

Dünyada geçirdiğim yıllar için, yürüdüğüm yollar için, bana güç veren ve benimle beraber yürüyen dostlarım için, güç verdiğim insanlar için, bu yol boyunca kazanımlarım için, yeteneklerim için, sevdiklerim ve beni sevenler için, kahkahalarım ve gözyaşlarım için, başarılarım ve tökezlemelerim için, yaptıklarım ve yapacaklarım için, yaşadığım ve yaşayacağım duygular için, gezip gördüklerim ve göreceklerim için kendimi kutluyorum.

Bugün hem sevinç, hem hüznü birlikte yaşıyorum. Doğum günleri duygusal günler...

Kendime "İyi ki Doğmuşum, Hayat Herşeye RAĞMEN GÜZEL" diyerek günün tadını çıkartıyorum.

Beril ÖTÜGEN SAVUN

24.10.2024




31 Ocak 2024 Çarşamba

 YETER..YETER...YETER..


"ADALET ÖLDÜ

Çok eski yıllarda ingiltere’de bir gelenek varmış.
Sıradan bir vatandaş öldüğünde kilisenin çanı bir kez çalınıp herkese duyurulurmuş.
Bir asil öldüğünde iki kez, Kralın bir yakını öldüğünde üç kez, Kral öldüğü takdirde ise dört kez çalınırmış.

Günün birinde, herkesin hak aramak için sığındığı mahkeme, bir vatandaşı haksız yere mahkum etmiş…

Ve kilisenin çanı tam beş kez çalmış.

Ahali merak içinde kalıp papaza koşmuş:
“ey papaz efendi, kraldan daha önemli biri mi var ki o ölünce çan beş kez çalınsın…”

Papaz yanıt vermiş:


“kraldan daha önemli bir şey var; adalet öldü.."


Bugün ülkemin yaşadığı son adaletsizlik, empati yapan sağduyulu her insan gibi beni de derinden sarstı. 

Bütün gece "Neden" diye sorguladım. Neden insanlar bu kadar duyarsız, neden haksızlıklar karşısında dilsiz şeytan misali susuyorlar, neden görmüyorlar diye sürekli kafamın içinde sorular dönüp durdu.

İnsanların büyük çoğunluğu bir nevi zombi. Yaşamıyorlar, onları yöneten güce, zihniyete tapıyorlar, biat ediyor ve taklit ediyorlar. Onun için toplum kendilerini yönetenlerle aynı oluyor. Kendilerini yönetenler adaletsiz ise onlar da adaletsiz oluyor. Onların yaptıklarını görmüyorlar, çünkü kendileri de aynı onlar gibiler.

Okumayan, güce tapan, biat eden, sorgusuz sualsiz kabul eden bu zihniyet değişmedikçe hep aynı döngü içinde olacağımızı anlıyorum.  Her zaman birilerinin güdümü altında yaşamaya alışkın bu insanlarla birlikte olmak gerçekten acı verici. Sevgili Azra Kohen'in "Gör Beni" kitabında okuduğum cümleyi hatırlıyorum. "Görmeyenlerin arasında gören olmak, duymayanların arasında duyan olmak çok zor."  

Bu ülkede yıllardır haksızlıklar vardı, ancak son yıllarda akıl almaz boyutlara ulaştı. Adaletsizlik, ekonomik sıkıntılar, kontrolsüz göç sorunları ülkeyi etkisi altına alıyor. Yönetenler zenginleştikçe halk fakirleşiyor. Ekonomik kriz arttıkça yolsuzluklar, dolandırıcılık, ahlak yoksunluğu da o nispette artıyor. İnsanlar yaşadıklarını kanıksamaya başlayarak bu durumdan kurtulmak için tepki göstermiyorlar. 

Son yıllarda eğitim sistemi ile oynandı ve eğitim kalitesi iyice düştü. Dini kullanarak insanlar uyutuldu, korkutuldu. Din tacirleri insanları kandırmaya devam etti. Bu şekilde toplumun yöneticilere sorgusuz sualsiz itaat etmeleri istendi. Diyanet'in bütçesinin neden bu kadar yüksek olduğunu, imam maaşlarının öğretmen maaşlarından neden çok daha yüksek olduğunu sorgulamaları istenmedi. Bunları dile getirenlere de dinsiz damgası vuruldu. Hilafet, şeriat tartışmaları, yürüyüşleri Anayasaya aykırı olmasına rağmen desteklendi. Suçu ispat edilmemiş onlarca, belki yüzlerce kişinin özgürlükleri ellerinden alındı. 

Ülkemi bu hale getiren zihniyeti uyandırmak, biraz olsun olayların ardına bakabilmelerini, okuyup anlamalarını ve sorgulamalarını sağlamak için çabaladıkça boşa kürek çektiğimi gördüğüm zaman üzülüyorum. Bu gece tüm insanların ellerinden tutup yürütemeyeceğimi düşünerek YETER dedim. Yaptıklarının karşılıklarını acı çekerek öğrenmeleri gerekiyorsa o şekilde anlayacaklar. Tabii ki kurunun yanında yaş da yanacağı içi tüm toplum zarar görecek.

Bu gece gerçekten çok ama çok üzgünüm. Gelecek nesiller için, Atatürk'ün kurduğu ve bizlere armağan ettiği Cumhuriyet için, insanlık için.

Beril Ötügen Savun

30.Ocak.2024



18 Ocak 2024 Perşembe

 Bersa 33 Yaşında...

33 yıl önce 18 Ocak 1991’de Ankara’da henüz 29 yaşında iken kurduğum ilk ismi kızımın isminin baş harflerinden (Berçin Birge Savun) BBS olan firmamızı, daha sonra isim değişikliği yaparak Bersa İç ve Dış Ticaret Ltd. Şti olarak  faaliyete başladım. Bersa’da yine 1998 yılında sonsuzluğa yolcu ettiğim kızımın ismini yansıtıyordu.. Berçin’in Ber’i Savun’un Sa’sını birleştirip Bersa dedim firmama. Kızımı da bu firma ile birlikte yaşattım. Her ebeveyn işini kurup yaşatıp çocuklarına bırakmak ister. Ben ona bırakamayacığımı bilerek işimle oyalanmayı ve onun adıyla yaşatmayı seçtim. 

Bu 33 yılda neler olmadı ki...En sevdiklerinin ölümü, ekonomik krizler, dibe vurmak, farklı faaliyet konularına geçmek ve her defasında yeniden başlamak, başarılar, hedefler, yılmadan, ümitsizliğe kapılmadan ayağa kalkmak.

Ekonomik krizlerin eksik olmadığı Türkiye’de iş yapmanın zorluklarını yaşarken çektiğim acılar, üzüntüler, stresler şimdi geriye bakınca o kadar acıtmıyor. Önemli olan yaşanan zorluklara rağmen ayakta kalabilmek. 

Başladığımda tek sermayem sevgi dolu, eğitime, okumaya önem veren bir anne ve çocuklarına her zaman güvenen bir babanın evladı olmaktı. Henüz 14 yaşımdayken aramızdan ayrılan babam Atilla Ötügen’in sözleri hep yol göstericim oldu. Bize işe gittiğinizde evi, eve geldiğinizde işi unutmalısınız derdi. Bunu hep benimsedim.

Subay bir baba ve ev hanımı bir annenin çocuğu olarak ticari tecrübesizlikler sonucu zor günler yaşadım.

“Tecrübe, İnsanların Yedikleri Kazıkların Toplamıdır.- James Thurber ”,  “İnsanı Öldürmeyen Her Darbe Onu Daha da Yüceltir- Konfüçyüs” ve “İstek Olursa Yol Bulunur - Napoleon Hill” sözleri daima çalışma masamın arkasında durarak bana yolumu gösterir. 

Yıllar siz farketmeden hızla geçiyor. 2015’te doğum günümde yazdığım bir yazıda dediğim gibi;

Ömür dediğimiz bir AN'dır.  
Hayat öyle kısa ki.. İlk nefesimden bugüne neler yaşandı bu bir AN'da.. 

Hayat, en tatlı yüzünü gösterdi, bir evlat sahibi yaptı.  
En acı yüzünü; ölümü gösterdi, en sevdiklerimi aldı.. 

Hayat; her nefeste beni olgunlaştırmaya devam etmekte..

Hayat; şükretmeyi bilirsen sabrını da veriyormuş, yüzünden tebessümü de eksiltmiyormuş..

Bu AN'lık iş hayatımı oynadığım tiyatro sahnemde benimle birlikte rol alan, sahnemden ayrılan, benimle kalan, bana dersler veren, yüreğime dokunan, mutlu eden, üzen, hayatımın bundan sonraki perdelerinde yanımda olacak olan her varlığa sonsuz teşekkür ediyorum.

Bersa’da birlikte çalıştığımız iş arkadaşlarımızla birlikte nice sağlık, sevgi, huzur, mutluluk ve başarı dolu yıllarımız olsun..Bersa ismi ile yaşasın...

Beril Ötügen Savun
18.Ocak.2024

💕

24 Ekim 2023 Salı

Doğduğum Gün🎂

 DOĞDUĞUM GÜN.

Neden Dünya ya geldim?  Neden Dünyadayım?  Amacım Ne?  Dünyaya Nereden geldim? 

62 yıl önce açılan dünya sahnemde ilk tanıştığım insan beni 8 ay karnında taşıdıktan sonra sahneye inmemi sağlayan annemdi. Daha sonra kısa beraberliğimizde çok seveceğim insan babam devreye girdi.  Zaman içerisinde bir kız ve bir erkek kardeş ile 5 kişilik bir aile olarak dünya yolumuza devam ederken ilk ayrılık 14 yaşımda gerçekleşti. Babam dünya sahnemden ayrıldı ve 4 kişi olarak devam etttiğim sahnemde çoğalma dönemine sıra geldi. Çekirdek ailemizde herkes kendi sahnelerini yaratmak üzere ayrıldı. Yaşanan aşk hikayeleri, ilk öpücük, aşk acıları ve mutlulukları sonunda Babür ile ilk evlilik ve bir kız çocuğu.. Birge'm dünya sahneme geldiğinde eksikler tamamlandı. Ve 2. ve en zor ayrılık 36 yaşımda geldi. Canımdan can koparcasına Birge'm 10 sene içinde dünya sahnemden ayrıldı. 4 yıl sonra Babürde sahneden ayrılınca hayat oyunumda yola tek başına devam etmek beni olgunlaştırdı. İstanbul'daki olgunluk dönemi sahnemde, çocukluk arkadaşım Engin sahneye geldi. 

62 yılda dünyada çok şey öğrendim. Zorluk ve mücadeleler sonunda gerçekleştirdiğim amaçlarım, bu yolda sağlam adımlarla yürümemi sağladı. Hayata bakış açımı değiştiren ayrılıkların ve acıların da en az mutluluklar kadar önemli olduğunu ve hayatın zıtlıklarla oynanan bir tiyatro olduğunu fark ettim. 

Ama dünya oyununda en önemlisinin SEVGİ olduğunu anladım, arayışlarım ve sorgulamalarım sırasında yazdığım bir yazıda 'Tanrı Sevgidir, Sevgi Tanrıdır' demiştim. Bu sözün anlamını gün geçtikçe daha çok anlıyorum. Dünya da olan her varlığa Sevgi ile yaklaşmak tüm sorunların çözümü. İnsanoğlunun bunu en kısa zamanda anlaması en büyük dileğim. 

Benim dünya sahnemde her ne şekilde olursa olsun, acı-tatlı yaşadıklarım ile bana öğretmenlik yapan, yanımda yürüyen, sahnemden ayrılan her varlığa sonsuz teşekkürler.. Sizler olmasaydınız ben olmazdım. 

Sevgi, Sevgi, Sevgi.. Hep Sevgi ile Kalın.. Hayat yolumuza Sevgi ile Devam Edelim..

Beril Ötügen Savun

24. Ekim 2023


15 Mayıs 2023 Pazartesi

Felsefi Zombi Kelimesini Duydunuz mu?

Sevgili dostlarım, tarihi bir seçim yaşadık. 20 yılı aşkın bir süredir ülkeyi yönetenlerin değişmesini  istemeyen,  yeniliklere açık olmayan, dayatılan herşeyi sorgusuz sualsiz kabul eden ve şiddeti, saldırganlığı, tacizleri hoş sayan halkın bir bölümü devam dedi. Bazı insanların yapılanları görüp tepki vermesi ve bazılarının ise bunu hoş karşılaması beni hep düşündürmüştür.

- Neden göremiyorlar? Nasıl bu kadar duyarsız kalabiliyorlar, kabulleniyorlar diye kafamın içinde sorular dönüp durur.

Bu soruların cevabını o kadar çok sordum ki, sonunda karşıma çıkan bir kitap cevabı bulmama yardımcı oldu. Bu kitap 2000 yılında yayınlanan Yazar Robert J. Sawyer’in “Kuantum Gecesi” kitabı idi. Sawyer’ın tüm kitaplarını okudum.. İnsanlar, Melezler, www.(başlangıç, takip, mucize) serisi.. Hepsi birbirinden ilginç idi. Ama bu son kitabı benim için toplumu anlamamda aydınlatıcı oldu.

Kitabın konusu; deneysel bir psikolog olan James, toplumun içinde var olan ama fark edilmeyen psikopatları saptayacak yeni ve kusursuz bir yöntem geliştirmiştir. Kız arkadaşı Kayla ise insan bilincinin doğası konusunda şaşırtıcı bir buluş yapmış bir kuantum fizikçisidir. Dünya gittikçe büyüyen bir şiddet ve nefret dalgasının etkisi altındayken psikolog ile fizikçi dünya tümden karanlığa gömülmeden önce olanaksızı- insan doğasını değiştirmek - gerçekleştirmek için zamana karşı bir yarışa girerler. 

Kitapta ilginç bir araştırmadan bahsediyor. Burayı çok iyi anlamanızı isterim.. Q1, Q2 v e Q3.. Bunlar nedir diye soracaksınız. Kuantum fiziğine göre gruplanan insan toplulukları diyebiliriz anlayabileceğimiz bir dilde.. Bu gruplardan her biri de orantısal olarak diğerinden daha küçük.. 4’e 2’ye 1 gibi bir oranda görülüyorlar. Yani her gruba mensup bireyler, bir öncekinin yarısı kadar sık görülüyor. Yapılan deneylerde, yuvarlak olarak söylemek gerekirse, deneklerin %60’ında bir, %30’unda iki ve %15 inde üç elektron üstdüşüm konumunda.. Bu oranların tüm dünya nüfusunun yaklaşık 7 milyar olduğunu düşünürsek, 1. de 4 milyar, 2. de 2 milyar ve 3. de 1 milyar insan var demektir.

Q1 ler için şöyle bir benzetme yapıyor Sawyer, ışıkların yandığı ama içinde kimsenin olmadığı bir eve benzetilebilecek, kelimenin tam anlamıyla düşüncesiz insanlarla dolu bir dünyanın var olabilmesi mantıksal olarak tutarlı bir önermedir, yani herhangi bir içsel çelişki taşımaz. Bu tür varlıklara felsefi zombiler ya da felsefe zombileri diyoruz. Bunların yaptıkları sadece düşünen biri gibi davranmaktan ibarettir. İçlerinde hayat yoktur, ruminasyon alışkanlıkları, iç sesleri ve empatileri yoktur Birleşik Devletlerde ‘psilosopher’s zombie’ kelimesi ile anılan bu gruba kısaca p-zed diyelim. P-zed’leri körü körüne itaat eden tipler, otorite takipçileri diye açıklamış. P-zed’ler lider değildir, takipçidirler, taklitçidirler.  Kendi iradeleriyle hareket etmezler.  Bir p-zed sırf kendisine böyle emir verildi diye bir başkasına elektrik şoku verecektir zira içlerinde bunu yapmaması gerektiğini söyleyecek bir iç ses yoktur.  Q1’lerin insan ırkındaki oranı %60 bu da yaklaşık 4 milyar insan demek.

Q2 lerin ise psikopat olduklarını, bunların iç sesleri ve iç hayatları olduğunu ama hiçbir empati yeteneği sergilemediklerini ve sadece kendilerini düşündüklerini anlatıyor. Sokaktaki adama her yer psikopatlarla dolu desen, apışıp kalır çünkü psikopat denildiğinde aklına gözü dönmüş katiller gelir.  Binlerce farklı psikopat türü olabileceğinden bahsediyor. Psikopatlar geçmişte yaşadıkları üzerine düşünüp öz-eleştiri yapmazlar ve kişisel bunalımlara girmezler. Bir psikopatın gerçekten intihar edecek kadar bunalım yaşadığı görülmüş bir şey değildir. Bir psikopat için birini köprüden itmek çok kolay bir seçimdir çünkü bu tür bir şey psikopatların umurunda bile olmaz. Q2’lerin insan ırkındaki oranı ise %30 bu da yaklaşık 2 milyar insan demek.

Q1’ler p-zed (felsefi zombi) Q2’ler psikopatsa Q3’ler neye denk geliyor? Kendi eylemleri üzerinde düşünen, yaptıklarının doğru olup olmadığını değerlendiren tam bilince sahip insanlar..diğer bir deyişle -vicdan sahibi insanlar. Bilinç ve vicdan bir arada. Bu gruba da C-W-C - Consciousness with Conscience (Bilinç ve Vicdan Bir Arada). Kısaca quick diyelim. Q3’lerin insan ırkındaki oranı ise sadece %15 bu da yaklaşık 1 milyar insan demek.

Şimdi gelelim bu grupların davranışlarına, Q1 insanlar temel olarak taklitçidirler. Kendi düşüncelerini geliştirmek yerine başkalarının yaptıklarını yaparlar. Yani düşünmeden herşeyi taklit ederler. Taklit ettikleri kişi psikopatsa kendileri de psikopat gibi davranmaya başlarlar. Örnek olarak da Nazi Almanya’da olanları veriyor Sawyer. Sokaktaki Alman kötü bir insan değildi. Ama herkes gibi onlarda taklit konusunda çok başarılıydılar. Hitler, Himmler, Goebbels ve Goering gibi adamlar vardı ve bu psikopatlar o toplumun rol modelleri haline gelmişlerdi. Alman halkı bunların tutum, davranış ve düşüncelerini taklit etti ve benimsedi. Nuremberg Mitinglerini düşünün.. Herkes tek vücut gibi.

Evet, şimdi dünyayı yöneten liderleri, büyük işadamlarını düşünün. Q2’lerin çoğunlukta olduğu ortada.. Q3’lerin yöneteceği bir dünya da Q1’lerin Q3’leri taklit edeceği düşünüldüğünde p-zedlerin bilinçli ve vicdanlı insanlara dönüşeceği dolayısıyla insancıl bir dünya olacağı düşünülebilir.

Kuantum Gecesi kitabından çıkardığım kısa bir özeti sizlere ilettim. Umarım okur ve üzerinde düşünürsünüz. Etrafımızdaki yöneticilerin, ailemizin, arkadaş ve dostlarımızın içinde Q1, Q2 ve Q3 leri görebilirsiniz. Ben bu kitabı okuduktan sonra etrafımdakileri daha çok inceliyorum.

Teşekkürlerimle..

Beril Ötügen Savun
15.05.2023





24 Ekim 2021 Pazar

 

Vücudun senden izin almaksızın yaşlanır, Ruhun ise sen izin vermedikçe yaşlanmaz! 

Kızılderili atasözü


59 yıl - 720 ay - 3,130 hafta -21.915 gün -525.955 saat - 31.557,293 dakika -1,893,437,588 saniye... 

Evet dünya gezegeninde deneyimlediğim rakamlar bunlar, 6 saat sonra 60 yılımı deneyimliyor olacağım. Ben ruhumun yaşlanmadığına, dünyayı deneyimlediğine inanıyorum. Hangi boyuttan ve nereden geldiğimi bilemediğim gibi, hangi boyuta ve nereye gideceğimi de bilemiyorum. Ancak dünyadaki deneyimlerimin gideceğim boyuta hazırlık olduğunu düşünüyorum. Dünyadaki 60. yılımda ruhumun yaşadıklarım ile olgunlaştığını görüyorum. 

Bu 60 yılda sevgi- nefret, mutluluk-mutsuzluk, acı-tatlı, doğum-ölüm birçok zıt kavramları deneyimledim. Mutlulukların ve acıların en büyüğünü yaşadım. Dünyaya getirdiğim varlığın benden önce dünyayı terk edişini yaşadım ve yaşıyorum. 

İlk 20 yılımda okumak, öncelikle dünya yaşamı için kendimi geliştirmek, meslek sahibi olmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak gibi deneyimlerle geçti. 

Sonraki 20 yılımda maddi değerler ön plandaydı, iş sahibi olmak, para kazanmak, tatiller, seyahatleri deneyimledim.

Son 20 yılımda ise 36 yaşımda sonsuzluğa yolcu ettiğim biricik kızımın deneyimi ile yaşadığım şok bilincimi açtı. Bilgi Kitabı'nda 'bazı bilinçler şokla açılır' yazar. Daha önceleri sadece dünya için yaşadığımı fark ettim. Hayata geliş amacımın doğmak, büyümek, sevişmek, yemek, içmek ve gezmekten ibaret olmadığını anladım ve bunun üzerine düşünmeye, okumaya ve araştırmaya başladım. Kapalı olan bilincim aralanmaya başladı. Yaralanan ruhumu ve bedenimi iyileştirmek için meditasyon, yoga, reiki, düşünce gücü, rüyalar, olumlamalar, hayal kurma ve bunun gibi birçok felsefeyi okudum ve deneyimledim. Beni en çok etkileyen ise Mevlana oldu. Başucu kitaplarım arasında Mesnevi ilk sırada.. Özellikle ruhumun dünya imtihanlarından daraldığını hissettiğim günlerde bir sayfa açtığımda o gün için beni rahatlatacak bir cümle ya da hikaye buluyorum. 

Önümüzdeki 20 yılın nasıl geçeceğini bugün deneyimlediklerime göre şekilleneceğini bilerek yaşıyorum. Beni mutsuz eden, huzursuzluk yaratan insan ve olaylardan uzaklaşmayı ve beni rahatlatan, ruhuma iyi gelen insanlar ve olayları seçiyorum. 1996 dan bu yana televizyon seyretmiyorum, gazete okumuyorum. Tabii bu dünyadan bihaber olduğum anlamına gelmesin, tam tersi dünyanın gidişini değiştirmenin olumsuzluklara takılmamak, onları izlememek ve sürekli haklarında konuşmamaktan geçtiğine inanıyorum. 

Ben bir dünya vatandaşıyım ve dünya için tüm adalet, barış, mutluluk, bereket ve sevgi istiyorum. İnanıyorum ki dünyada herkese yetecek herşey var. Yeter ki düşünelim, anlayalım ve bilinçlerimizi ve gözlerimizi açalım.

Dünya deneyimim için dünyaya gelmemi sağlayan anne-babama ve beni kardeşleri olarak seçen kardeşlerime ve bugüne kadarki yaşamıma dokunan her varlığa sonsuz teşekkürler.. İyi ki varsınız..


Beril Ötügen Savun

24 Ekim 2021








31 Aralık 2020 Perşembe

Güle Güle 2020 - Hoşgel 2021

 

Güle Güle 2020 — Hoşgel 2021

Büyük bir değişimin yaşandığı bir 2020 geçti dünyadan.

Hiçbir doğum sancısız olmaz,  değişimler her zaman kaoslarla gelir. 

Dünya 2020 de her açıdan kaosla karşılaştı. Bu değişimin ve yeni düzenin doğumuydu  bana göre.

2020’de yapmak isteyip yapamadıklarım da oldu, ama sağlıklı olmanın, nefes almanın önemini bilerek geçirdim günlerimi.

2020’nin tamamlanmasına saatler kala bu yıl yanımda olan, hayat sahnemi paylaştığım her varlığa sonsuz teşekkür ediyorum.

Yeni bir yıl yeni başlangıçlar demek. 2021 da insanların insan olmanın önemini ve anlamını kavrayacakları, her varlığın bir ve eşit olduğunu anlayacakları, barış, dostluk, sağlık ve sevginin ön planda olduğu bir yıl diliyorum. 

Bu sabah Yüksel Güvenir’in sayfasında yayınladığı yazı çok anlamlı ve paylaşmak istedim..

Ne olduysa, hayırlısı için oldu

Ne oluyorsa, hayırlısı için oluyor.

Ne olacaksa, hayırlısı için olacak.

Ne kaybettin ki, ağlıyorsun?

Ne getirdin ki, kaybettin?

Ne yarattın ki, yok oldu?

Ne aldıysan, buradaydı.

Ne verdiysen, buradaydı.

Sana bugün ait olan.

Dün başkasına aitti.

Yarın da bir başkasına ait olacak.

O zaman ne için boşuna üzülüyorsun?

Değişim, evrenin yasasıdır..

24 Ekim 2020 Cumartesi

Değişmeyen Tek Şey, Değişimin Kendisidir. - Heraklitos




Dünya yaşamımın 59.yılında her an değişerek yola devam ediyorum. Evren ve dünya sürekli evriliyor, değişiyor, bizler de bu değişime fark ederek ya da fark etmeyerek uyum sağlıyoruz. Bu yolda bazen yüreğim yanıyor, bazen mutluluktan uçuyorum, bazen sadece nefes alıyorum. Ama her düştüğümde, silkelenip ayağa kalkıyor ve Anka Kuşu gibi yeniden küllerimden doğuyorum.

İstanbul’a gelmeden önce, Melek Kartları hazırlamıştım ve çektiğim kartlardan beni etkileyen ve yaşamıma yön vermemi sağlayan kart ‘DEĞİŞİM’di. 

Dün akşam Ufuk Tarhan’ın T-İnsan kitabında, değişim ve değişim korkusundan bahseden bölümde, fiziksel ve duygusal acının beyindeki aynı bölgeleri aktive ettiğini, dolayısıyla duygusal acının fiziksel acı kadar gerçek ve yoğun hissedildiğini okurken yaşadığım duygusal acıların şiddetinin nedenini anladım. Ağrı eşiği yüksek olanların değişime adaptasyon eşiklerinin de yüksek olduğunu iddia ediyor Ufuk Tarhan. Ben de o şanslı grupta olanlardanım. Ağrı eşiğimin fazlasıyla yüksek olması, değişime daha çabuk uyum sağlamamı gerçekleştiriyor.

59 yıllık dünya hayatımda, yeni düzenler, yeni yaşamlar kurarak devam ediyorum, bundan sonraki hayatımın nasıl olacağı konusunda endişelerim yok, çünkü yaşamımı kendimin yönlendirdiğini  ve ben izin vermediğim sürece hiç kimsenin bana zarar veremeyeceğini de biliyorum artık. 

Dünya için; insanların İNSAN olduklarını, tüm varlıkların bir ve eşit olduğunu anlamalarını, dünyaya daha fazla zarar vermeden, bu gezegenin tüm varlıklar için önemini anlamalarını diliyorum.

59 yıllık yaşamım boyunca tekamülüme katkı sağlamak için, farklı dönemlerde farklı rollerde yaşamıma giren, bana mutluluk veren, üzüntü veren tüm varlıklara minnettarım.

Dünya hayatıma gelmek için seçtiğim anne ve babama beni dünyaya getirdikleri ve elimden tutup hayatıma yön verdikleri için sonsuz teşekkür ediyorum.

“En güçlüler değil, değişime en fazla uyum sağlayanlar ayakta kalır”  - Charles Darwin

“Değişim istiyorsanız, sebeplerini yaratın” - Dalai Lama

Beril Ötügen Savun

24. Ekim. 2020






10 Mayıs 2020 Pazar

Çocuğunu Kaybeden Bir Anne için Her Gün İlk Gündür, Bu Istırap Hiç İhtiyarlamaz..

Çocuğunu Kaybeden Bir Anne için Her Gün İlk Gündür, Bu Istırap Hiç İhtiyarlamaz.. 
Victor HUGO

22  yıl önce bugün, 10 Mayıs 1998... Anneler Günü..

O gece biraz dinlenmem ve kızımın yanında sağlam durabilmem için uyumam gerektiği konusunda ısrarlar üzerine eve gelmiştim. Birge’yi hastanede tek başına bırakmaktan dolayı tedirgindim, Birge'min kokusunu hissetmek için onun yatağına uzandım.  Birkaç saatlik uykudan sonra göğsümden çıkan bir alevle yataktan fırladım. Hayatımda ilk defa böyle bir şey yaşıyordum. Yürek yanmasının ne demek olduğunu ilk kez o sabah anladım. Alev tüm vücudum sarmıştı. Hemen telefonla hastaneyi arayıp Birge’yi sorduğumda uyuduğunu söylediler. Tekrar yatağa uzandım, ama kısa bir süre sonra ilkinden çok daha etkili bir alevle yataktan fırlayıp daha fazla evde duramayacağımı anlayınca hastaneye gittim. 

Bir gün önce Birge kendine gelmişti. ‘Birge annesini istiyor ‘ anonsu yapıldığında sevinçle odasına gittiğimde benden su isteyerek solunum cihazını çıkarttırmam için adeta yalvarmıştı. Bunu yapamamış olmanın üzüntüsü içinde yoğun bakım odasına girdiğimde uyanıktı. Onun yanına gidip ona ’sen güçlüsün, neleri atlatmadın ki, buradan da çıkacağız’ gibi sözler söylerken elini ağzına götürüp sus işareti yaptı.’Susmamı mı istiyorsun’ dediğimde, başını evet anlamında salladı. ‘Uyuyana kadar yanında kalabilir miyim? diye sorduğumda elimi tutarak onayladı ve bir müddet sonra uyudu. Artık mücadele etmeyelim der gibiydi teslim olmuştu ve benim de durmamı istiyordu. 

O sabah yaşadığım yürek yanması sonrasında  üzerimde 150 kilo yük varmış gibiydi. Kollarım bacaklarım sanki külçe gibiydi. Hareket etmek istemiyordum. Yaşayacaklarımı hissediyor ama uzatmaya çalışıyordum sanırım. Bir adım atarken sanki saatler geçiyordu, Öğleden sonra Babür, ‘Birge seni istiyor’ dediğinde şaşırmıştım. Yanına gittiğimde bir kutu içerisinde kırmızı gül vardı. Bana ağzından burnundan çıkan hortumlara rağmen gülümseyerek bakıyordu. Gülü elime aldığımda içinde bir kutu olduğunu gördüm. Açtığımda A harfini anımsatan bir yüzük vardı. Gözlerimden yaşlar süzülmeye başlamıştı. 

O akşam saat 10:05 te, 10,5 yaşında ve 10 Mayıs’ta Birge'm sonsuzluk yolculuğuna giderken Anneler Günü Hediyesini de unutmamıştı. O yıl Anneler Gününü iki kez kutladı. 18 Mart’ta İngiltere’de ve 10 Mayıs’ta Ankara’da. 

22 yıl sonra yine bir pazar günü ve yine Anneler Günü. Bu süre boyunca her anımda o vardı. Ona her gün teşekkür ediyorum, benim kızım olarak dünyaya geldiği ve beni annesi olarak seçtiği için. Nefes sayımın biteceği ana kadar dünyada onunla birlikte yaşamaya devam ediyorum. 

Güzel kızım bu dünyada çektiğin acıların dindiğine ve sonsuzlukta mutlu olduğuna inanmak istiyorum. Seni göremesem de, saçlarımı oynamanı, bana sarılmanı, Annoş demeni ve kokunu ilk günkü gibi hatırlıyorum. Anneler Günü Hediyen her gün benimle birlikte. 

Öğreneceksin yüreğim, Öğreneceksin. Dünyanın Hasret, Ölümün Vuslat Olduğunu..
Mevlana

Beril Ötügen Savun
10.Mayıs 2020


24 Ekim 2019 Perşembe

Ben Kararımı Doğmadan Önce Verdim!

                                              

Dünyada ilk nefesimi aldığım günden bu yana hep arayış içindeyim. Bu arayışlarıma cevaplar geliyor  her zaman. 2 gün önce arkadaşım Nilgül ile ofisime gelip bana kitabını hediye eden Aydın Arıtan' ın kitabının başlığı 'Ben Kararımı Doğmadan Önce Verdim' de bu cevaplardan biri..

       Dünyaya gelmeden önce bu yaşamımızda almamız gereken derslerle ilgili  bir 'Hayat Kontratı' imzalayarak geldiğimizi anlatan  bu kitap yaşadığım acı-tatlı her anın, her olayın bir anlamı olduğunu hatırlattı bir kez daha..

         Kaç yaşında olursak olalım aslında tüm yaşadıklarımız bir film şeridi gibi gözlerimizin önünden geçtiğinde aslında ne kadar kısa olduğunu anlıyoruz. Bu hissi ilk olarak kızımın hayatını konu alan kitabı yazdıktan sonra okurken yaşadım. Yaşarken bir ömür gibi gelen o anların aslında bir andan ibaret olduğunu farkettim.

         Dünyadaki yaşamımızın hayatımıza gelen ve gidenlerle sürekli değişim içinde olan bir tiyatro sahnesi olduğunu düşünürüm. Görevi biten sahnemden ayrılıyor, bu ayrılış bazen farklı yollara gidiş, bazen de sonsuzluğa gidiş olabiliyor. Hayatıma dokunan her varlığın bana öğretmenlik  yaptığını, benim de onlara öğretmenlik yaptığımı görüyorum. En büyük dersleri ise yaşadığım acılarla aldığımı anlıyorum.  Yukarı çıkmak, olgunlaşmak için bazen en alttan tekrar başlamak gerekiyor. 

          Hayat zıtlıklarla oynanan bir oyun aslında, hepimizin içinde iyilik-kötülük, güzellik-çirkinlik yan yana. Hayata gerçekten başlamak için, hayat kontratımızda neye imza attığımızı yani hayat amacımızı kavrayıp aşmamız gerekiyor. Birge'nin dediği gibi, Mutlu Sonsuzluğa ulaşmamız bu dersleri geçmemize bağlı. 

      Bu doğum günümde, tüm varlıkların insan olmanın ne demek olduğunu anlaması, hayat amaçlarını gerçekleştirmesi ve bu güzel gezegen dünyaya daha fazla zarar vermeden görevlerini tamamlamalarını, her varlığın birbirine bağlı, TEK ve BİR olduklarını ve birine zarar verirken aslında kendine ve tüm varlıklara zarar verdiklerini farketmelerini diliyorum.

           Hayat sahnemde rol alan ve yeni yaşlarımda da rol alacak olan her varlığa teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız ve iyi ki var olacaksınız.

        Beril Ötügen Savun
        24 Ekim 2019
          

10 Mayıs 2019 Cuma

Eksik Ruhların Gezegeni Dünya'dan 21 yıl önce Birge Mutlu Sonsuzluğa Doğdu!

Dünya Hasret, Ölüm Vuslat!   Mevlana



En değerlim Birge'm kendi söylediği gibi 21 yıl önce Mutlu Sonsuzluk'ta doğdu. 

Azra Kohen'ın "Gör Beni" kitabında dün akşam okuduğum satırlarda dediği gibi "Sanki eksik değilsen doğmuyordun bu gezegene. Burası Dünya, eksik ruhların gezegeni.... Kalbimizdeki duygu eksik, zihnimizdeki düşünce eksik, bilgimiz eksik, azmimiz eksik, motivasyonumuz eksik, nefesimiz eksik, suyumuz eksik, huyumuz eksik... Çünkü hayatımız eksik." 

Eksik olan, hiç doymayan bu dünyada, bir bedende iki ruh olarak yaşayarak tamamlanmaya çalışıyorum. Dünya'dan geçip gideceğimi bilerek, sınırlı olan nefes sayımın biteceği ana kadar hayat amacımı anlamaya çalışacağım.

Birge'm doğduğu an bana bir insan dünyaya getirmenin, annelik duygusunun ne olduğunu öğretti. Sonsuzluğa yolcu ettiğim 10 Mayıs 1998 gününden itibaren de dünyaya geliş amacımı, hayatımı sorgulamam gerektiğini öğrenmemi sağladı. 

Bazı bilinçler şokla açılır yazar Bilgi Kitabı. Birge'nin sonsuzluğa doğuşu benim bilincimi açan bir şoktu. İnanıyorum ki; o bana rehberlik yapmak üzere geldi ve en büyük dersi almamı sağladı. O benim bu dünyadaki en önemli öğretmenim oldu.

Dün gece okuduğum kitapta Mevlana'nın satırları benim duygularımı ne de güzel yansıtıyor. Bir yandan gitmek istiyorum bu dünyadan, bir yandan tekamül için ne yapabilirim diye düşünüyorum. Bu tezat içinde yaşıyoruz bu dünyada görmeyenler arasında görebilen, duymayanlar arasında duyabilen olarak. 

Gönül ile aklı koydum kafese;
Biri "ümit" diyor,
Biri "kes" diyor.
Çırpındıkça kalbim nefes nefese,
Biri "dayan" diyor.
Biri "pes" diyor.
Yüreğim döndükçe ak kora.
Sabrım demir aldı, yelkenler fora!
Gitmek istiyorum çok uzaklara.
Biri "aman" diyor,
Biri "es" diyor

MEVLANA

Beril Ötügen Savun
10 Mayıs 2019

31 Aralık 2018 Pazartesi




Güle Güle 2018 - Hoşgeldin 2019

Acısıyla, tatlısıyla geçen bir 365 gün daha geçti hayatımızdan.

Dünya genelinde yaşanan olumsuzlukların yanında yaşanan güzelliklerde vardı her yıl olduğu gibi.

Ben bu yıl benim için yeni olan beslenme konusunda faaliyet göstermenin keyfini yaşadım.

2018 e başlarken yapmak isteyip yapamadıklarım da oldu, ama sağlıklı olmanın, nefes almanın önemini bilerek geçirdim günlerimi.

2018'in tamamlanmasına saatler kala bu yıl yanımda olan, hayat sahnemi paylaştığım her varlığa sonsuz teşekkür ediyorum.

Yeni bir yıl yeni başlangıçlar demek. 2019 da insanların insan olmanın önemini ve anlamını kavrayacakları, her varlığın bir ve eşit olduğunu anlayacakları, barış, dostluk ve sevginin ön planda olduğu bir yıl olmasını diliyorum..

Beril Ötügen Savun
31.12.2018

23 Ekim 2018 Salı

Bugün Hikayemin Başladığı Gün...


         Yıllar önce Ekim Ayının 24'ünde öğleden sonra başlayan hikayem nefes sayımın tamamlanacağı güne kadar devem ediyor. Hayata başladığım gün kadar bu hayata neden geldiğimi sorguladığım günün de önemini kavramaya başlıyorum. 
                  
      Yaşamın yemek, içmek, gezmek, eğlenmek, para kazanmaktan ibaret olmadığını anlamaya başladıktan sonra yaşamıma bakış açım tamamen değişti. Buna olgunluk, boyut yükseltme, tekamül ne dersek diyelim benim için gerçek hayat yaşam amacımı sorguladığım zaman başladı. 

         Bir arkadaşım bana 'bir kitap daha yaz, ismi Bir Ömürde İki Hayat olsun demişti. Düşününce ömrümün 1. hayatında  dünyada nasıl yaşamam gerektiğini, insan ilişkileri ve dünyaya adaptasyonla geçti.. 2. ve en önemli hayatıma gözlerimi açan ise bana hem en büyük mutluluğu, hem de en büyük acıyı yaşatan biricik kızım Birge oldu. Bazen onun benim yaşam amacımı anlamam için özel olarak gönderildiğini düşünüyorum. 

       Hayatın bir tiyatro oyunu olduğunu ve rol arkadaşlarımızın çözmemiz gerekenler için sırası geldiğinde sahnede bize katıldığını ve rol tamamlanınca sahneden ayrıldığını düşünüyorum. Bu sahnedeki rolümüz tamamlandığında farklı bir sahnede tekrar oyuna gireceğimize inanıyorum. 

     Bu sonsuzluk oyununda; dünya yaşamımda benimle aynı sahneyi paylaşan, bu dünya  yolculuğuma gelmemde aracılık yapan anne ve babama, yaşam amacımı anlamam ve gerçekleştirmem için bana öğretmenlik yapan her varlığa sonsuz teşekkürler.

        

            
                                                                         24. Ekim. 2018
                                                                       Beril Ötügen Savun

        

10 Mayıs 2018 Perşembe

Birge'min Sonsuzlukta 20. Yılı

10 Mayıs 1998 - 10 Mayıs 2018



Yine bir 10 Mayıs. Biricik varlığım Birge'm dünya zamanı ile 20 yıldır sonsuzlukta mutlu, ben dünyada son nefesime kadar her anımda onunla yaşamaya devam ediyorum.

Onun kendi yazdığı 'Mutlu Son Var da Neden Mutlu Sonsuzluk Yok ' yazısında belirttiği gibi sonsuzlukta mutlu olduğuna inanmak beni rahatlatıyor. Gerçek mutluluğun sonsuzlukta olduğunu bu dünyada imtihanda olduğumuzu düşünüyorum. O dünyaya gelme amacını gerçekleştirip gitti, ben ise bu dünyadaki amacımı bulmak için içimdeki bu ateşle yaşıyorum.

O bana bu dünyada verilmiş bir armağandı, yaşadığı zaman boyunca ve sonsuzluğa yolculuğundan sonra bana hayatı öğreten, bakış açımı değiştiren en büyük öğretmenimdi.

Tanrı'ya onu bana 10 yıllığına da olsa gönderdiği, annelik duygusunu tattırdığı için her gün teşekkür ediyorum.

Birge'm, annen olarak beni seçtiğin ve uyanmamı sağladığın için sana sonsuz teşekkür ediyorum.

Her nerede isen beni hissettiğini ve her an benimle olduğunu biliyorum.

Sen ışıklar içinde sonsuzluk yolculuğuna devam ederken bu dünyada hala öğrenmem gerekenler olduğunu bilerek birlikte olacağımız zamana kadar sonsuzlukta mutlu olmanı diliyorum yavrum. Sensiz olmanın acısı durulsa da bu ateş ilk günkü gibi yüreğimde..




22 Mart 2018 Perşembe

Bugün Yaşayacağım Her Şeyi Ben Seçeceğim.!

Bugün yaşayacağım her şeyi ben seçeceğim;

Ya kızacağım yağmura etrafı ıslatıyor diye,
Ya da seveceğim onu çiçeklerimi suladığı için…
Ya sıkılacağım param yok diye,
Ya da harcamalarımı planlayıp, müsriflikten uzak kalmaya çalışacağım…
Ya sızlanacağım bozulan sağlığıma,
Ya da hayatta olmayı kutlayacağım…
Ya içli içli sitem edeceğim anne babama, beni büyütürken veremedikleri şeyler yüzünden,
Ya da onları yürekten seveceğim beni dünyaya getirdikleri için…
Ya sıkıntı basacak dikenli güllere katlanmak zorundayım diye,
Ya da dikenlerin gülleri var diyerek umut dolacağım…
Ya kaybettiğim dostlar için yas tutacağım,
Ya da yeni insanlarla yeni dostluklar peşinde koşacağım…
Ya işe gitmek zorunda olduğum için mızırdanacağım,
Ya da gidecek bir işim olduğu için sevinç dolacağım…
Ya ev işleri yapmak eziyet olacak bana,
Ya da işlerini yaptığım o evde aklımı, ruhumu ve bedenimi barındırabildiğim için minnettar olacağım…
Belki yeni şeyler öğrenmek istemeyecek canım,
Ya kızgın olacağım -öğrenmek gereken ne çok şey var- diye,
Ya da ufak tefek de olsa faydalı ne varsa öğrenmeye çalışacağım…


____ Leo Calvin Rosten __

21 Ocak 2018 Pazar

İnkar

Dan Brown' ın 'Cehennem' adlı kitabından düşündürücü bir bölüm, yaşadığımız gezegen dünyamız ile ilgili.. 

Bu makaleyi okuduktan sonra nüfus artışını isteyen zihniyetin ne amaç uğruna çalıştığını düşünmek gerek.

Bir türün, yaşadığı ortamda aşırı çoğalarak yok olması normaldir. Ormandaki minik bir göl yüzeyinde yaşayan yosun kolonisini düşün, gölün mükemmel dengedeki besin maddelerinin keyfini çıkarır. Kontrol edilmezse öyle hızlı yayılır ki, bir anda gölün tüm yüzeyini sararak güneşi engeller ve bu yüzden göldeki besin maddelerinin yetişmesini önler. Çevredeki mümkün olan her şeyi tüketen yosun ölür ve geride hiç iz bırakmadan yok olur' 


'Benzer bir kader, insan türünü de bekliyor olabilir. Tahmin edebileceğimizden çok daha yakın ve hızlı


İnsan zihninin ilkel EGO savunma mekanizması, beynin kaldıramayacağı kadar fazla stres üreten tüm gerçekleri reddeder. Buna İNKAR denir.


İnkar, insanın başa çıkma mekanizmasının önemli bir kısmını oluşturur. O Olmasaydı, her sabah hangi şekilde öleceğimizi düşünerek dehşet içinde uyanırdık. Bunu yapmak yerine zihinlerimiz, işe vaktinde yetişmek veya vergilerimizi ödemek gibi başa çıkabileceğimiz stresle meşgul olarak, varoluş korkularımızı perdeler. Eğer varoluşla ilgili daha büyük korkularımız olursa, basit işler ve günlük meşgalelerle vakit geçirerek onları hemen aklımızdan çıkarırız.



ABD'deki en seçkin üniversitelerde okuyan öğrencilerin web kullanımı üzerinde yapılan bir araştırmada, çok yüksek zekalı öğrencilerin bile içgüdüsel bir inkar eğilimi olduğu ortaya çıkıyor. Araştırmaya göre, üniversite öğrencilerinin büyük çoğunluğu, Kuzey Kutbu'ndaki buzulların erimesiyle veya türlerin yok olmasıyla ilgili moral bozucu bir haberi tıkladıktan sonra, o sayfadan ayrılıp zihinlerini korkudan arındıran eğlendirici bir sayfaya geçiyorlardı. En sevilen seçenekler spor haberleri, komik kedi videoları ve ünlülerle ilgili dedikodulardı. 



'Mitolojiye göre, İNKAR halindeki bir kahraman, kibir ile gururun varabileceği en üst noktadadır. En kibirli kişi, dünyadaki tehlikelerin kendisine dokunamayacağına inanan kişidir. Kibri yedi günah arasında en kötüsü ilan ederek kibirlileri cehennemin en alt çukurunda cezalandıran DANTE, bu fikre katılıyordu.'

                                                                                                                        Cehennem... Dan Brown

Evet, şimdi sosyal medyada neden komik kedi videolarının, ünlü haberlerinin çokluğunu daha iyi anlıyoruz. 

Burada bazı ilahi güçlerin müdahalesi olduğuna inanıyorum. Bugün tüp bebek merkezlerine müracaat edenlerin çokluğundan üremenin azalmaya başladığını düşünüyorum. Savaşlar, hastalıklar ve kıtlıkların neden dünyada yaşandığını da her zaman düşünmüşümdür. Biz insanlar düşünmeden çoğalıp sonra da savaş ve hastalıklarla nüfusu düzenlemeye çalışıyoruz. Doğal yöntemlerle nüfus çoğalmasını önlemek mümkün oysa ki..

Beril Ötügen Savun
21.01.2018

31 Aralık 2017 Pazar

Güle Güle 2017


Güle Güle 2017..

2018'e saatler kaldı..


Bu yıl bazı günler sevindik, bazı günler üzüldük, sinirlendik, güldük, ağladık, mutlu olduk, mutsuz olduk ve sonuna geldik. Her başlangıcın bir sonu ve her sonun bir başlangıcı olduğunu düşünürsek 2017'yi acısıyla tatlısıyla geride bırakıyoruz ve yeni bir doğum başlıyor. 

Bu yaşam döngüsünde her başlangıç gibi bu doğumda yerini bir sonrakine bırakacak. Bu yıl da; insanlarda farkındalıkların yükselmesini, gerçekleri göremeyen gözlerin açılmasını, birbirimizi sadece insan olarak görebilmemizi ve makro düşüncenin dünyaya hakim olmasını diliyorum. 

Geçmiş yaşandı ve bitti.


2017 de benimle olan, dünya sahnemi paylaşan, yaşam dersimde yardımcı olan, beraber güldüğüm, ağladığım, eğlendiğim, gezdiğim her varlığa sonsuz teşekkürler..


Beril Ötügen Savun

31.12.2017

24 Ekim 2017 Salı

Her An Yeni Bir Fırsat..

Bugün benim doğduğum gün..



Her 24 Ekim'de bu dünyada ilk nefesimi aldığım günü kutluyorum, nefes sayımın sona ereceği güne kadar kutlamaya devam edeceğim. 

Kendimi dünyada bir sanatçı ve hayatımı da sanat eseri olarak görüyorum. Her an yeni bir yaratım anı ve her yaratım anı da sonsuz olanaklar, sürprizler içeriyor benim için. 

Dünyada hep birlikte muhteşem sanat eseri olarak bir oyun oynuyoruz. Bu oyun sırasında yaşam sahnemize katılanlar ve ayrılanlar oluyor. Bazı oyuncular bizleri mutlu ederken bazıları canımızı acıtıyor, üzüyor, mutsuz edebiliyor. Ama hepsinin öğretisi farklı. Hayatta bana en acı veren anıları yaşatanların tekamülümde en çok yükselten öğretmenler olduğuna inanıyorum. Bu konuda en büyük dersi de biricik kızım Berçin Birge Savun'dan aldığımı düşünüyorum.

Bu yaşam oyunumda benimle birlikte sahnemi paylaşan ve paylaşacak olan her varlığa tek tek teşekkür ediyorum. Sizlerle varoluyorum ve yoluma devam ediyorum..

Bu yaşımda en büyük dileğim dünyaya gelme sebebim olan  yaşam amacımı keşfetmek ve bu amaç için yaşamıma yön verebilmek. İnsanın önce kendini keşfetmesi, mutlu etmesi gerektiğini biliyorum. Bugün kalbimden sıcak altın renkli sevgi ışığımın benden başlayarak dünyayı sarmasını ve evrene yayılmasını diliyorum..


30 Eylül 2017 Cumartesi

Birge'm 30 yaşında..

       Berçin Birge Savun 30 Yaşında.!



       30 yıl önce bu sabah beni dünyanın merkezinde ve dünyanın en mutlu insanı hissettiren özel varlık Birge'm dünyaya indi. Ondan önceki yaşantımın anlamını yitirdiği ve bugünden sonra farklı bir insan olarak yaşayayacağım doğum gerçekleşti. Onun dünyada olduğu 10 yıl ve sonsuzluk yolculuğundaki 20 yıl. 

        30 Eylül 1987 den bu yana Birge hep benimleydi ve sonsuzluğa yolculuğuma kadar dünyada benimle yaşamaya devam edecek. Şunu öğrendim ki, bedenli olarak aramızda olmasa da sevdiklerimiz her an bizimle. O doğduğu günden itibaren bana karşılıksız sevmeyi, hoşgörüyü ve acıların içindeki sevgiyi öğretti. Onun bu dünyaya sadece benim için geldiğine inanıyorum. Benim dünyadaki gerçek amacımı anlamam için geldiğini düşünüyorum.

        Birge'm, iyi ki dünyaya gelmişsin ve anne olarak beni seçmişsin. Seni dünyaya getirmek görevini üstlendiğim için ve dünya sahnemde geçirdiğin her gün için sana teşekkür ederim. Bu süre boyunca seni kırdığım, üzdüğüm anlar oldu ise beni affet güzel kızım. 

       Seni dünyadaki herşeyden çok sevdim ve sevmeye devam edeceğim sonsuzlukta buluşuncaya kadar.!